ADRIYAN'a LIMA LAZIM |
efendiyim aslında, bulunmaz eşim ;););) www.twitter.com/adriyaniliye |
MESELA
Otobüste cam kenarını mı, yoksa koridor tarafını mı seversin, bilmiyorum mesela. Çünkü, ben seninle otobüse bile binmedim aslında.
Mesela, biri Türk kahvesini nasıl sevdiğini sorsa, boş boş bakıp, “ben de bilmiyorum ki” derim galiba. Doğru ya, ben seninle hiç kahve içmedim bu kadar zamanda. He unutmadan, benimki orta.
Sonraa, mesela sinema. Evet, şu arkadaşlarımla her hafta gidip, sikko filmler izlediğim karanlık oda. O kalabalıkta, yandaki koltuğa bakıp “seni” görmedim yanımda. Çünkü, ben seninle gitmedim hiç sinemaya.
Ve sen, eve geç kalma korkusuyla, hiç sormadın saati bana. Saat şimdi, 23:29, zaman, çingeneler zamanı. Yani, mesela.
ÇAVDAR TARLASINA GİREMEYEN ÇOCUK
Hayatına girdiğim ilk gün canı yanan insansın, dedi. Evet, dizin acıdığı için penguen gibi yürüdüğün gün. Bu yüzden, dedi, çok da bir şey beklemiyorum, kendimden.
Galiba, dedi, sen biraz cadısın. Öbürü, güldü. Cadıların, dedi, çenesinde Yıldız Tilbe beni olmaz mı?
Beynin, dedi, ne güzel! Sanki, benim damarlarımın yollarını izliyor, senin vücudundakiler. Beynine doğru, dedi, aynı kıvrımları yapıyor.
Mesela benim dondurmam yere düşse, dedi, kendi dondurmanı verir misin. Öbürü, ne garip, dedi, beraber dondurma yiyoruz.
Sen çok güzel bir insansın, dedi. Hem de, Türkan Şoray kadar kocaman.
Yolda her şeye baktığın için elimi çekiştirsen de, tamam. Elele, dedi, yürüyelim mi sessizce.
Ben, fazla olgun değilim galiba, dedi. Hala sorana “evet, ice-tea limon lütfen” diyorum, en nihayetinde.
Evet, mukavva kutudan da olsa evim var. Hem, dedi, içinde ördekten misafirler. Sen ördekleri seversin.
En güzel o koksa da blendax’ı sevmem, şişesi uyduruk bi’ kere. Ben, dedi, ambalajları severim. Öbürü, şişedeki kadına, dedi, Hitler bıyığı çizip süslerim ben.
Büyük harfleri seviyorum, dedi, bağırarak. PEH! bunu, benden öğrendi.
Çiçek bende en ufak heyecan yapmıyor, dedi, ben sana, sevdiğim şeyleri söylerim. Onun yerine, dedi, kabak alsan daha iyi.
Beyin, dedi, çok garip bir organ. Ve ben senin beynini çok sevdim. Öbürü, “ben de” lafını samimi bulmuyorum, dedi, diyesim var diyemiyorum.
Arkadaşım, dedi, hem çok büyük. Balkonunda domates bile yetiştiriyor. Öbürü, annem, dedi, o da çok büyük. Onun da var domatesleri. Hem benim yaşımda oğlu, senin yaşında gelini.
Ben çirkinim galiba, dedi. Öbürü, öptü. Öpmek istediğin insan güzeldir, dedi, istemediğin, çirkin.
Karanlıkta el bulmaca oynayalım mı, dedi, ben kapkarayım, yenerim! Öbürü, ben kararmayı çok severim, ne kadar karaysan, dedi, o kadar yaz kokarsın.
Benim pembe gözlü filim var! Binip gidelim mi buradan, dedi, hem de uçarak!
Beyninin şalterlerini indir. Çünkü, dedi, inanmak güzel oluyor. Öbürü, indirdi.
Konuşmadığımız zaman, dedi, daha mutlu oluyor musun? Öbürü, ne komik bir soru, dedi, ama hiç gülmedi.
30’dan, dedi, geriye doğru saysana. Öbürü 30 dedi, 29 dedi, sustu.
YOKSA
Bazen düşünüyorum; ilkokulda aşık olduğumu düşündüğüm kızı mı daha çok sevmiştim, sakallarım çıktıktan sonra “sevgilim” dediğim insanları mı. O saflığımla “yarın saçlarını yaramaz kızlar gibi, böyle yanlarda toplayıp gelsene” derken mi daha heyecanlıydım yarınım için, yoksa beğenmekten öte, kendini beğendirmeye çalışmaktan sebep “yarın yanına giderken acaba hangi gömleğimi giysem ” derken mi. Ya da daha kalem tutmayı bile bilmiyorken, okuldan geldiğimde, hiç sevmediğim o önlüğü çıkarınca mı daha mutluydum, yoksa ”bunu daha dün giydim ya” diye beğenmediğim pantolonu değiştirirken mi. Tuttuğum takımın maç saati uyku vaktime denk geliyor diye, yendiğimizi sabah babamdan öğrenince mi daha çok seviniyordum, yoksa şimdi tribünde, gol attık diye arkadaşıma sarılırken mi. İstediğim cipsi ekmeğin üzerinden artan para üstüyle alınca mı daha fazla tat alıyordum, yoksa şimdi bozuk kalmasın diye, mecburen aldığım gofretleri cebimde eritirken mi. Bu soruların her birine kendi içimde cevabım var ama o cevaba karşı hissettiğim korkum bile, eski korkularım kadar korku değiller galiba. Yaşımın son basamağındaki rakam her 365 günde 1 artarken, hayata bakışımdaki doyumsuzluk sanki 10’a katlanıyor gibi. Her geçen gün mutlu olmam, bir şeylere karşı heyecan duymam daha mı zorlaşıyor yoksa zorlukların buhranıyla savaşırken, farkındalıklarımı yenip, beyhude varoluşların damarlarına zehrimi zerk ederken, bu savaşı vermek zorunda mıyım. Ya mümkünse yani Dilberay Hanım, haaayır değilsiniz canım :))))))99
kızlar sela…. tamam tamam şaka.
BEKİR
Sizi bir arkadaşımla tanıştırmak istiyorum. Bunu öyle lüks bir kafede, ya da eğlencenin tavan yaptığı bir arkadaş partisinde yapmak isterdim, ama olsun. Her süslü hayatın bir garibana, bir serseriye ihtiyacı vardır belki de. Onun bol arkadaşlı bir facebook profili, ya da club’larda check-in yaptığı bir twitter hesabı yok, ama güzel bir kalbi var. Bekir.
Gerçekten ne istediğini bilmeyen bir adam Bekir. İşlere “nereye giderse” diye bakan, belki biraz salak, belki de aptal bir aşık. Olmayacak hayalleri, hepimizden daha pembe bir dünyası var belki de. Genelde boş konuşan, ama dolu seven bir adam o. Sevdiğinin orospuluğuna göz yumabilen, aslında zararsız, bir şey yapmayan ama istenmeyen, hoşlanılmayan bir adam o.
Oldukça gurursuz, bir o kadar da dik başlı. Kendisi saçmalamaktan nefes alamayan, ama akıl vermekte üstüne olmayan bir insan. Sıkışınca küfrü basan, ağzı bozuk, eli ağır bir adam. Değmeyen şeylere kırılıp ağlayan, ellerini tutmak isteyenlerden kaçırıp, gözlerini bağlayan bir salak o. Sahip olduğu kini de, sevgiyi de boşa harcayan, ahmağın teki.
Dönüp dolaşıp yine gelen, kendi değerini bilmeyen, kalbi kırılmadan, günahı alınmadan gitmeyen bir adam o. Küfür yiyen, suratına tükürülen, şerefsiz bir adam o. Sonunda bu nasıl yaşamak deyip kendinden vazgeçen, haddini aşan, ve en sonunda boğulan bir adam o.
Ben Bekir’i seviyorum, siz de sevin. Ama daha da önemlisi; kimi seviyorsanız, onu “Bekir gibi sevin”.
Tavan. Alarmım çalıyor ama duyan kim, annem yine başımda. Tişörtsüz uyumuşum, göğüs kafesim ağrıyor, ha bir de öksürük. Aklıma ilk gelen her zaman ki gibi sigara, içmem lazım evet. Elime ilk geleni üzerime geçirip yüzümü yıkıyorum, su sanki biraz soğuk. Annem sesleniyor, kahvaltı hazırmış. Ben kahvaltı sevmem ki, ama beyaz peyniri severim yalan yok. “Keşke karpuz olsaydı” diyorum domatesi katık ederken. Radyo açık, spiker gazeteleri okuyor. Adam öldürmüşler yine, “şerefsizler” diyorum içimden. Aslında pek de umrumda değil. Uykum var hala, yarım gözle bakıyorum etrafa. Her gün olduğu gibi geç uyudum, hatta bir kaç saat önce. Ben gündüzden çok geceyi seviyorum, belki insanları daha güzel diye. Reçel damlıyor tişörtüme, çilek reçeli. “Siktir et” diyorum içimden, parmağımla iyice yayarken. Galiba biraz pasaklıyım, hatta baya. Saat -07:33-. Çok zamanım yok, biraz da uyuşuğum sanki.
Gömlek. Evet her günkü gibi gömlek giyiyorum. Gömleği severim ben, belki delilikten. Abimden kalma kotumu giyiyorum altına. İyi ki kilo aldı o da. Hırka alsam mı diye düşünüyorum, üşürüm ben hep. Almıyorum, tüm gün elimde taşıyamam hiç. Ha tespihim. Yorganın arasından buluyorum, ben tespihle uyumayı severim. Hazırım galiba. Asansör her sabahki gibi 3. Katta. Beklerken ayakkabılarımı bağlıyorum. Asansörleri severim, aynaları var. Saçlarım dökülüyor, biraz da kilo aldım sanki. Binadan çıkarken biriyle karşılaşıyorum. Sana da günaydın.
Durak. 3 kişi var. Teyze nereye gidiyorsa artık bu saatte. Çocuk galiba üniversiteli, elinde kitap defter. Ben hiç saçlarımı tarayıp çıkmadım evden. Adam bariz işe gidiyor, uykulu, acaba elindeki poşette ne var. İlk sigaramı içiyorum beklerken, aslında açık havada sevmem. “Sigara yaktığı an otobüs gelen insan” bile olamıyorum. Bekle, bekle… Şoför de uykulu, otobüs boş. Ne kadar güzel bir kız. Yanına oturmaya utanıyorum, arka çaprazına otur. Saçları uzun ama sarı, ben siyah severim hem. İnce bir sweat giymiş, hava da serin, üşür mü acaba. Elinde bir kitap, midesi bulanmaz inşallah, benim hep bulanır da. Uzun zamandır kitap okumuyorum, almalıyım en güzel kapaklısından bir tane. Müzik çalarımın şarjı az, radyo dinlerim ben de. Bir adam söylüyor “yol gözümü dağlıyor bak ağlasan da boş, bendeki zehir kadar sarhoş” - http://fizy.com/s/3w465k - Zibidi dediğim adamı seviyorum birden.
Kaldırım. Küfrediyorum otobüs şoförüne, tam olarak durmadı diye. Yürümekten sıkılırım ben, bazen koşarak giderim gideceğim yere. Vitrin. Gömlek gördüm yine, evet yakaları düğmelilerden. Satış görevlilerini sevmem aslında, ama kibarım. Her zamanki gibi lacivert olanlara kayıyor gözüm. Maviyi de severim aslında, ama en sevdiğim siyah. Yüksek sesli müzik var, benim kafam kaldırmaz ki. Galiba yaşlandım, hep keman hep keman.
Banka. Sevmem aslında fatura yatırmayı, pide kuyruğunu severim ama. 303, Allah’tan çok kişi yok önümde. Kız. Siyah saçlı bu sefer, biraz da boyu boyuma sanki. Dudağının üzerinde ben mi var, bazıları çok şirin oluyor. Tırnağının ojesi çıkmış biraz, tırnak mı yiyor acaba. En azından sıkılmam, sırası benden sonra. Bu biraz daha temkinli, ince bir hırka var üzerinde, keşke lacivert olsaydı. Elindeki sigara pakedi mi onun, çok içmese bari. Neyse sıram geldi, ufak öksür boğazını temizle. Haha korkarım ben sesimin çatallaşmasından.
…………………………………………………………………………….………………
Odam. Annem bilgisayarı kapatıcam diye her zamanki gibi reset düğmesine basmış. 3 gündür izlerken uyuyakaldığım film, evet sıkıcı. 1 2 3. Play.

İsim annesi olarak Adriyana’cığıma ufak bir not..
Öncelikle; kimler tanışıp, Brezilya’nın varoş sokaklarında el ele gezip, gereksiz tripler atıp/yiyip, yeri gelince ağlayıp, yeri gelince gülüp, Portekizce’nin ümüğünü sıkarak aşk şiirleri yazıp, ve en nihayetinde sevişip seni Dünya’ya getirdiyse ellerinden öperim. O baba ki elleri öpülesi.. O ana ki saatlerce Mango’nun kapısında beklenilesi.. Benim; Wikipedia’ya göre mavi-gri, bana göre hayatımın baharı gözlü pirensesim…